Yazı Detayı
05 Şubat 2019 - Salı 11:59 Bu yazı 612 kez okundu
 
ZİLEMİZİN HALİ-PÜRMELALİ
Mehmet Sezen
mail@mail.com
 
 

ZİLEMİZİN  HALİ-PÜRMELALİ

           Zaman zaman facebook da gezinirken Zile’mizle ilgili bir takım menfi veya müspet görüşleri ve sorunları dile getiren yazılar okuyorum.  Zile’de doğup büyüyen ve ömrünün büyük bir kısmını burada geçiren, zaman içerisinde yapılan çeşitli sosyal etkinliklerde karınca kararınca haşir neşir olmuş birisiyim. Bu süreçte bilfiil içinde yaşadığım birçok olayların canlı şahidi bir kişi olarak Yorum yapmak ve o konularla ilgili yazılar yazmak, konuya müdahil olarak bazı görüşlerimi dile getirmek istiyorum.  Fakat zaman içerisinde birçok olayların uzun yıllar bende oluşturduğu kırgınlık ve umutsuzluk sonucu bir işe yaramayacağını düşünüyor ve o an yazmaktan vazgeçiyorum. Geçenlerde facebook da güzel bir haber gördüm.  Değerli arkadaşımız Dr. Mehmet Yardımcı’nın bir duyurusuydu bu.“1. Zile Kültür ve Turizm Çalıştayı” için bir davetiyeydi.  O an, bu tür çalışmalara yeniden başlanmasının Zile’miz adına fevkalade güzel bir girişim olduğunu düşünerek çok sevindim. Fakat geriye doğru şöyle bir dönüp baktığımda, bu tür girişimleri irdelemekten de kendimi alamadım. Geçmişte memleketimizin sosyoekonomik yapısını etkileyecek, ona yön verecek birçok Paneller, Sempozyumlar yapılmıştı.  Bunların hiç mi etkisi olmuyordu bu memlekete. Somut bir etkisini neden göremiyorduk. Durmadan kan kaybediyor ve küçülüyor bu şehir. Bir an burada takıldım kaldım. Bazı daireler, Bankalar kepenklerini kapatıp gidiyorlar. Komşu İlçelerin nüfusu ve ekonomisi katlanarak büyürken Zile’miz neden hâlâ yerinde saymakta, hatta bazı verilere göre daha da Küçülmekte idi. İşte bu çöküşe acilen dur diyebilecek geniş kapsamlı bir takım ciddi çalışmaların yapılması Şart olmuştur artık. Yapılan bu çalıştay da ele alınan konuların bu çerçevede olduğunu memnuniyetle öğrendim. Ayrıntılarını pek bilmiyorum ama dileğim odur ki Zile’mizin bu gün ki halini masaya yatırarak enine boyuna tartışıp, bu gerilemenin nedenlerini iyice araştırarak ortaya koymak ve bir çözüm üretebilmektir. Memleketini seven her Zileli bu duruma neden olan irili ufaklı birçok yanlışlıkları ve görüşlerini sıralayabilirler kuşkusuz. Bende onlardan biri olarak, bu gün ki hali-pürmelalimize neden olduğunu düşündüğüm önemli iki olayı anlatacağım. Zira bu olayların canlı şahidi olarak bilfiil içinde bulunmuştum. Gerek toplum, gerekse yöneticiler olarak hatalarımızın ve umursamazlıklarımızın sonucu yediğimiz bu acı şamarlar bizi ne zaman kendimize getirecek bilemiyorum. Bundan böyle Bu tür çalıştay ve panellerin daha sık ve şümullü yapılarak somut çözümlerin bulunması ve Zile’mizin gidişatını olumlu yönde etkilemesi en halis hane dileğimdir.

          ( Örnek 1 )  1975 li yıllardı. Zile’miz zaman zaman olduğu gibi yine içme suyu sıkıntısı çekiyordu. O dönem Belediye Başkanı Ahmet Vanlıoğlu’ydu. Bende Belediyede encümen üyesi olarak görev yapıyordum. Şehrin içme suyu ihtiyacını karşılayabilmek için çareler arıyorduk. Dere boğazına kuyular açmak istedik bir türlü olmadı. Sonunda şehrimizin su sorununa bir çözüm bulabilmek için Devlet Su İşleri Samsun Bölge Müdürlüğüne başvurmayı kararlaştırdık. O zaman ki Devlet Su İşleri Samsun Bölge Müdürü Süreyya Bedestenlioğlu idi. Bir gün önceden randevumuzu alarak ertesi gün Samsuna gittik. Başkan Ahmet Vanlıoğlu su meselemizi lisanımünasiple yana yakıla anlatıyordu. Talebimiz, bize ivedilikle gezir mevkiinde veya uygun görecekleri yerlerde kuyu açarak su ihtiyacımızın bir an önce karşılanması konusunda yardımcı olmalarıydı. Bölge Müdürü Bedestenlioğlu oturduğu masanın altından yaklaşık yedi sekiz santim kalınlığında koca bir kitap çıkararak masasının sağ ucunda oturan Başkan Vanlıoğlu’nun önüne sert bir tavırla fırlattı ve “Başkan! Başkan! Bırak bu küçük işlerle uğraşmayı da, Zile’nizi ve o bölgeyi ihya edecek olan şu kitaptaki projeyi Ankara da takip edip gerçekleşmesini sağlayın”. İşte o zaman görevinizi tam manasıyla yapmış olur ve Memleketinizi suya gani fen edersiniz dedi. Bu tavır karşısında ne yapacağımızı ne diyeceğimizi şaşırmıştık. Bölge Müdürü Süreyya Beyin önümüze attığı bu kitap, Çekerek ırmağına yapılması düşünülen Barajın proje idi. Oradan ayrılırken kuyular için yaptığımız taleplerimize olumlu cevaplar almanın sevinci içinde Bölge Müdürü Süreyya Bedestenlioğlu’na, Barajı projesinin hayata geçirilebilmesi için Ankara da elimizden gelen girişimleri yapacağımızın sözünü de vererek oradan ayrıldık. Zaman oldu bu proje gerçekleşti. Bu büyük eserin gerçekleşmesinde çok büyük katkıları olduğu için Başkentteki ilgili merciler, Süreyya Bedestenlioğlu’nun vefatından sonra bir vefa borcu olarak Çekerek Barajının adını SÜREYYA BEY BARAJI olarak tescil ettiler.

             Netice itibariyle bu baraj yapıldı. Sulaması istenen bölgelere gerekli kanallar yapılarak oralar ihya edildi. Bu büyük sulama projesi kapsamında, pompajla veya tepelerin altından açılacak tüneller vasıtası ile Zile ovası da sulanacaktı.( ne hikmettir bilinmez) Aradan uzun yıllar geçti hâlâ yapılamamıştır bu kanallar. Bu nimetten mahrum bırakılmıştır bu kimsesiz şehir. Geçenlerde bir yerde, kanal yapımının ihale safhasında olduğu konuşuluyordu. Balon muydu, gerçek miydi İnanamadım bir türlü, İnşallah doğrudur. Eğer bölgeye kanalların yapıldığı o dönemlerde gerekli kanal veya pompaj yapılıp Zile ovasının da sulanması gerçekleşmiş olsaydı bu gün bu garip memleketin ekonomisine ne tür bir katkısı olurdu, artık onun hesabını sizlere bırakıyorum. Mekânı Cennet olsun Süreyya Beyin. Hışımla önümüze projeyi fırlatarak; Reis! Reis! bırak ufak meseleler ile uğraşmayı, Zile’nin ihya olmasını istiyorsan Ankara da bu projenin arkasına düş demişti. Ama heyhat o gün bu gün hala Zile ovasını sulayacak kanal veya tünelin projesinin gerçekleşmesini sağlayabilecek bir er kişi çıkmadı ne Ankara’dan nede Zile’mizden. Bu yüzden, Rahmetli Ahmet Vanlıoğlu’nun ve Süreyya Beyin mezarlarında kemikleri hâlâ sızlıyor olmalı. Şimdi soruyorum; Canlı şahidi olarak yaşadığım bu olay,  Zile’mizin neden gelişemediğine bir örnek olabilir mi sizce?

            ( İkinci örnek ) Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, dilimizde sakız olan gün ışığına çıkaramadığımız Antik Tiyatro sorunudur. 4000 yıllık Zile’nin tarihe mâl olmuş Sezar’a ait sadece o meşhur o üç kelimeyi kullanarak ve bir de tarihi 150 seneyi geçmeyen Amasya caddesinde ki beş on evin yüzünü restore ederek Zile’yi ne boyutta Turist çekecek hale getirmiş olabiliriz. Yanlış anlaşılmasın, An şart söyleyeyim ki bu olumlu girişimlerin mutlaka turizme etkisi olacaktır. Ama bu bir seviyeye kadar mümkündür. Tarihi çok eskilere dayanan Zile’mizin turizme açılacak çok büyük potansiyeli vardır. Eğer bunu gerçekleştirmek istiyorsak, Kuzey Doğu Anadolu da başka bir örneği olmayan, bir kısmı kayalara oyulmuş Antik Tiyatromuzun toprak altında kalan sahnesini, gerekli Arkeolojik çalışmalar yaptırarak gün ışığına çıkarmayı gerçekleştirmemiz şarttır. Bu vaki olursa İşte o zaman turizm patlaması yaşanacaktır bu memlekette. Zaman zaman medyada okuyor duyuyoruz. Ülkemizin birçok yerinde yapılan inşaat temel kazılarında çok eski dönemlere ait alelade birkaç duvar parçası çıksa dahi, yapılacak olan o koskoca projeleri durduruyorlar, hatta iptal ediyorlar. Son dönemlerde Devlet bu konulara fevkalade hassas davranıyor. Gelelim şimdi, kuzey doğu Anadolu da başka bir örneği olmayan Antik Tiyatromuzun akıbetine. Gerekli somut belgeleri göndererek Arkeolojik çalışmaların yapılması için 55 yıl önce yaptığımız müracaatımıza bir türlü dönüp bakan olmadı. Tabii ki olmaz, Devletin tek işi Zile deki antik bir eser mi. Sen uğraşmazsan, kapıları aşındırmazsan hiç bir şey elde edemezsin ki Kardeşim. Ne demişler: Ağlamayan çocuğa meme verilmez… Verdiğim bu ikinci örnek de Zile’mizin gelişmesini engelleyen önemli bir faktör olabilir mi sizce?

          Aşağıda ayrıntısını anlattığım olayı, bu konuda pek bilgisi olmayan gençlerimizi bilgilendirmek, hem de bu tarihi eserin gün ışığına çıkarılması için 1964 yılında Zile Turizm ve Tanıtma Derneği olarak yaptığımız girişimleri tarihe bir not düşme açısından yararlı görüyorum.

           1960 ihtilal döneminin Kaymakam ve Belediye Başkanı HÜSMEN ERDOĞAN Beydi. Eski eserlere çok önem veren değerli bir Mülki Amirdi. Neredeyse tamamı tahrip olan Zile Kalesinin surlarını o restore ettirmişti. Zile Turizm ve Tanıtma Derneği olarak Kaymakam Beyin de bulunduğu bir toplantıda, 4000 yıllık büyük bir tarihi eser olan Antik Tiyatronun sahne üzerine rastlayan kısmında sathi bir araştırma yapmak için karar aldık.  Sahne platformunun rastladığını tahmin ettiğimiz kısmından su kanalı geçireceğiz diye açtığımız yerde Tiyatro sahnesinin muntazam duvarlarını ve basamaklarını, granit gibi kırmızı desenli sahnesinin küçük bir bölümünü ortaya çıkmıştı. Büyük bir sevinç içerisinde Kaymakamımız bu açılan yerin fotoğrafını da yazısına ekleyerek Ankara da ilgili mercilere göndermiş ve Arkeolojik araştırma ve kazıların yapılıp bu Antik Tiyatronun gün ışığına çıkarılması için ilgili mercilerden talep de bulunmuştu. Zile’nin iç ve dış turizmini fevkalade etkileyecek olan bu eserin gün ışığına çıkarılması biz Zileliler için fevkalade önemli idi. Heyecanla Ankara’dan gelecek haberi bekliyorduk. Kaymakamımızın bu talebine karşılık Ankara gelen yazıda “Zile üçüncü sınıf bir turizm bölgesidir. Zamanı geldiğinde burada gerekli araştırmalar yapılacaktır. Kazılan bu yerin derhal kapatılması” talimatı veriliyordu. Bunun üzerine Kaymakamın emriyle kazılan bu yerler derhal kapatıldı. Zaman içerisinde Derneğimiz kapandı. Zile sevdalısı o dönem ki arkadaşlar her biri bir yere savruldu gitti. Şu an birkaç kişi kaldık burada. Ama o gün, bu gün kişisel olarak ben bu davamızın peşini bırakmadım. 1964 ten bu yana iş başına gelen bütün Belediye başkanlarına, koltuğa oturdukları ilk günlerinde, hayırlı olsun ziyaretim sırasında bu tarihi Tiyatromuzun programa alınıp, Ankara da, gerek siyasilerimizi gerekse bürokratlarımızı devreye sokarak arkeolojik kazıların yapılması için uğraş vermelerini rica ediyordum. Bu konunun aşınası, Zile Turizm ve Tanıtma Derneği eski Başkanı olarak Zile’miz adına bilhassa istirham ediyordum. Ama ne yazık ki bu güne kadar hiçbir Başkan bu konuda en ufak bir uğraş vermedi. Kim bilir belki de verdiler ama güçleri yetmedi. Hep;  Mehmet Ağabey çok haklısınız, programımıza aldık. Zamanı geldiğinde bu büyük eseri gün ışığına çıkarılmasını gerçekleştireceğiz inşallah, müsterih ol dediler.  Hey hat nerede o günler… O günleri görmeye ömrüm yetecek mi bilmiyorum… 

            31 Martta yerel seçimler var. Belediye Başkanlığına Aday olan değerli isimleri duyuyorum. Hangisi Zile’miz için hayırlı ise o seçilsin diyor, hepsine bu yarışta başarılar diliyorum. Ancak buradan, bu vesile ile bir kez daha istirham ediyorum. Zile’mizin gelişmesinde en önemli faktörlerden biri olan yukarda anlattığım konuları da şimdiden tasarlayıp hazırladıklarıı programlarının arasına sıkıştırmayı unutmasınlar lütfen…             

4-Şubat-2019

MEHMET   SEZEN

 
Etiketler: ZİLEMİZİN, , HALİ-PÜRMELALİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı