Yazı Detayı
19 Temmuz 2008 - Cumartesi 12:15 Bu yazı 29050 kez okundu
 
OSMANLI ARŞİVLERİNDE ZİLE
HADİ BELGE
 
 

Şeyh Efendi, tekkenin vakfına ait olanbirmeraya vakıf yönetimindeki bir zümreninelkoyduğunu beyan eder. Bu durum üzerine Kanuni, 15 ay geçmesine rağmen meselenin neden hal' edilmediğine dair Zile adısından hesap sorar ve ona talimat verir.

   

Ülkemizde şehir tarihi alanındaki araştırmalar henüz arzu edilen seviyeye gelmemiştir. Değişik kütüphanelerimiz, müzelerimiz veya arşivlerimizde incelenmeyi bekleyen ve her biri birbirinden kıymetli bilgi hazineleri ile dolu binlerce arşiv belgesi mevcuttur. Bunların cüz'i bir bölümü tetkik edilebilmiş, bir kısmı ise henüz tasnif dahi edilmemiştir. Oysa pek çok Avrupa ülkesi bu araştır­maları çoktan bitirmiştir ve buradan elde ettikleri bilgi birikimini geleceğe güvenle bakabilecekleri politikalara dönüştürmekle meşguldür.

İşte bu nedenle, şehirlerimizin tarihini aydınlatmak, bir anlamda zorunluluk hâlini almıştır. Zira, şehir tarihi ile ilgili araştırmalar tamamlanmadan "millî tarih" bir bütün olarak ortaya konamaz.

Biz bu yazımızda, Anadolu'nun güzide şehirlerinden ve geçmişte Tokat'a bağlı bir kaza olan Zile'nin tarihini, birkaç arşiv belgesi ışığında ele alacağız. Birkaç arşiv bel­gesi dememizin ardında yatan neden, arşivlerimizde Zile ile ilgili belgelerin son derece sınırlı olmasıdır. Pek çok belgenin yangında zayi olduğu ya da henüz tasnif edilmeyen belgeler arasında olabileceği söylenmektedir.

Geniş sınırlara sahip Osmanlı Devleti, "taşra" adını verdiği İstanbul dışındaki top­raklarında, şu şekilde bir idari taksimat gerçekleştirmiştir: Köy, nahiye, kaza, san­cak (liva) ve eyalet. En küçük yönetim birimi olan köylerin birleşmesiyle nahiyeler, nahiyelerin birleşmesiyle kazalar, kazaların birleşmesiyle sancaklar ve sancakların birleşmesiyle de eyaletler teşekkül etmiştir.

Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı'ya bağlanan Tokat, II. Murad zamanında bey­lerbeyliği olmuş, ardından da sancak beyliğine tebdil etmiştir. 1538'de nahiye "voy­vodalık" ve 1617 tarihinde Valide Sultanlara "has" olmuştur. 1863'de Sivas eyaletine bağlı, önce nahiye ardından kaza, 1880'de ise sancak payesi ile mutasarrıflık hâline getirilmiştir. Zile ise,Tokat sancağına bağlı bir kaza statüsündedir.

Zile tarihine ışık tutan ilk belgemiz, Kanuni Sultan Süleyman'ın Zile kadısına gön­dermiş olduğu bir fermandır. Bugün Beyazıd-ı Bestami Camii (Turhal yolu üzerinde) olarak bilinen ve o dönemde Şeyh Ethem Çelebi Dergahı olarak hizmet veren tek­kenin şeyhi Abdülkerim Efendi, Sultan Süleyman'a bir adam göndererek şikâyette bulunur. Şeyh Efendi, tekkenin vakfına ait olan bir meraya, vakıf yönetimindeki bir zümrenin el koyduğunu beyan eder. Bu durum üzerine Kanuni, 15 ay geçmesine rağmen meselenin neden halledilmediğine dair, Zile kadısından hesap sorar ve ona talimat verir.

Belgeden anladığımız kadarı ile, Kanuni döneminde Zile'de adalet işleri, bir kadı tarafından sağlanmaktadır. Bu, önemlidir. Çünkü, Osmanlı Devleti'nde genellikle sancak merkezlerine ya da bu ölçüde büyük yerleşim birimlerine kadı gönderil­miştir. Sancak merkezine uzak veya küçük yerleşim birimlerinde ise naib ünvanı ile kadıların vekilleri görev yapmıştır.

 

Zile ve Çevre Şehirlerin Nüfus Tablosu

 

ŞEHİR

TÜRK

ÇERKEZ

ERMENİ

RUM

TOPLAM

Sivas

30.500

500

16.500

500

49.000

Tokat

17.000

1.900

    8.800

1.300

29.000

Amasya

22.000

1.000

7.000

 

5000

33.000

ZİLE

24.000

 

2.800

200

27.000

Niksar

3.300

 30

1.900

250

 5.500

Merzifon

11.000

500

1.000

8.300

20.000

Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi, 1901

 

Türk, Rum ve Ermeni gibi değişik milletlere mensup kişileri bir arada hatta aynı mahallede görmek mümkündür.

 

22 milyon kilometrekarelik devasa bir impa­ratorluğun padişahının, imparatorluğun kü­çük bir beldesindeki, küçük varsayabileceği­miz bir meselesine bu ölçüde bir hassasiyet göstermesi, gerçekten göz kamaştırıcı bir hadisedir. Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivinin bir istatistikine göre, 1901 yılında Zile'nin nü­fusu 27.000 olarak görünmektedir.

Aynı belgede, sancak olmalarına rağmen, Tokat'ın 29.000 ve Amasya'nın 33.000 ol­duğu düşünülürse, Zile önemli bir nüfus potansiyeline sahip, bir büyük şehir niteli­ğindedir.

Dikkat edilirse, belgeye konu olan dönem, Osmanlı toplumunun demografik yapısın­da son derece mühim değişikliklere sebep olan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)' na yakın bir tarihtir. Nitekim, bu sa­vaş akabinde Kafkasya toprakları kaybedil­miş ve buradaki ahali, Anadolu'nun değişik taraflarına göç etmiştir. Bu savaştan daha önce de Kafkas halkı ile Ruslar arasında­ki mücadeleler neticesinde, 1864 yılında yaklaşık 1.500.000 civarında Kafkas halkı­nın Osmanlı ülkesinin değişik beldelerine göç etmek zorunda kaldığı bilinmektedir. Bir başka belgede ise Zile'de bir Muhacir Komisyonu'nun kurulmuş olduğu görül­mektedir. Söz konusu göçlere, Osmanlı Devleti tarihi ile ilgili en mühim kaynaklardan olan, Şer'iyye sicillerinde de sıkça rastlanmaktadır.

Osmanlı Devleti tarihi ile ilgili diğer bir mühim ar­şiv kaynağı da," Salname”lerdir . "Yıllık" anlamına gelen salnameler, kaza ve sancaklar ile ilgili tafsilatlı bilgiler içerir ve hazırlandıktan sonra, eyalet mer­kezine gönderilir. Osmanlı, bir imparatorluk olması hasebiyle, farklı milletlerden oluşan bir bünyeye sa­hipti. Bu yapıyı biçimlendiren felsefe ise,Türk- İslam düşüncesiydi. Türk gelenekleri ve örfü ile, İslam ka­idelerini çıkış noktası olarak alan Osmanlı, teba'sını ırklara göre değil dine göre tanzim etmişti. "Millet sistemi" adı verilen bu sisteme göre, Osmanlı Top­lumu müslim- gayr-i müslim şeklinde bir hukuki dü­zenlemeye tâbi tutulmuştur. Yukarıdaki nüfus tablo­sunda görüldüğü üzere, 1902 yılında Tokat ve Zile, Osmanlı Devleti'nin bu özelliğine iyi bir model teşkil etmektedir. Türk, Rum ve Ermeni gibi değişik millet­lere mensup kişileri bir arada, hatta aynı mahallede görmek mümkündür."Millet-i sadıka" olarak bilinen Ermeniler, 1915 yılında çıkarılan "Tehcir Yasası"na kadar, Zile'deki varlıklarını devam ettirmişler, I. Dünya Savaşı'ndaki tutumları nedeni ile de, Suriye'ye gönderilmişlerdir.

1902 yılı itibari ile Zile Kaymakamı Hayri Bey, yar­dımcısı ise "Naib" ünvanı ile Salim Sabri Efendi'dir. Tanzimat ile başlayan süreçte, birtakım idari ve hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Zile'de 1902'de meclis-i idare ve bidayet mahkemelerinin varlığı, söz konusu yeniliklerin taşrada da uygulamaya geç­tiğinin önemli bir işaretidir. İdare meclisi üyelerine dikkat edilirse, azınlıkların şehirlerin yönetimine iş­tirak ettikleri anlaşılmaktadır. Üstelik bu üyelerden Rum asıllı Hemparsom Efendi ve Ermeni asıllı Agop Efendi, meclise seçilerek dahil olmuşlardır.

Osmanlı Devleti içerde ve dışarda pekçok sorunla bo­ğuştuğu bu çok sıkıntılı döneminde dahi hoşgörüsün­den asla taviz vermemiştir. Bidayet mahkemesinde görev alan ikinci Katib Nikgos Efendi ve bir diğer me­muru Aris Efendi, bu görüşümüzü destekler nitelikte­dir. Ermeni iddialarının gündemimizi meşgul ettiği bu günlerde, arşivlerimizde gizlenmiş bu tarihi gerçekler birer ibret tablosu olarak karşımızda durmaktadır ve bizce çok manidardır.

 

ZİLENİN NÜFUS TABLOSU ( H.1320 – M. 1902 )

 

 

KIPTI   GAYRİ MÜSLÜM

PROTESTAN

ERMENİ

RUM

İSLAM

TOPLAM

248

79

2.683

83

70.776

73.869

 

 

                       Zile'deki Bazı Devlet Kurumları ve Memurları

                                         (1902 Tarihli Sivas Salnamesi)

 

ZİLE KAZASI

(Sınıf: 2)

 

Esami

Rütbe

Esami (isimler)

Mütehayyiz

1. Kaymakam Hayri Bey

2. Naib Salim Sabri Efendi (vekil)

Meclis-i İdare (İdare Meclisi)

Reis Kaymakam Bey

Aza-i Müntahabe (seçilmiş aza )

2. Beki8r Sıdkı 

Etiketler: arsiv
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı UA-5724924-2